RIZÂ, Şeyh Tâlibânî, Kerküklü

(d. 1838/1254 - ö. 1910/1328)
divan şairi
(Divan/Yazılı Edebiyat / 19. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Kerkük'te Bulak Mahallesi'nde 1254/1838 senesinde doğdu. Şiirde önceleri Lâmi, sonra gerçek adı olan Rızâ'yı mahlas olarak kullandı. Büyük mutasavvıf ve şair Şeyh Abdurrahmân Hâlis'in küçük oğludur. İlk okuma ve yazmayı babasından öğrenerek biraz da Farsça tahsil ettikten sonra medrese tahsilini Kerkük'te Bulak Mahallesi alimlerinden Seyyid Mehmed Efendi ile tanınmış bilginlerden Hacı Sa'îd Efendi'nin yanında yaptı. Zamanının tahsil gereklerine uygun olarak Arapça sarf, nahiv, mantık, bedî, beyân gibi ilimleri tahsil etti. Babası hayatta iken 1273/1856 senesinde İstanbul'a giderek orada iki yıl kadar kaldıktan sonra Tekrar Kerkük'e döndü. Yolda Musul ile Erbil arasında 1275/1858 tarihinde babasının ölüm haberini kervancılardan haber aldı. Bir müddet Kerkük'te kalarak babasının yerine irşad makamına oturan kardeşi Şeyh Ali ile geçinemediğinden onu bir şiirle hicvederek Köysancak kasabasına gitti. Orada amcası Şeyh Gafûr'un evinde ağırlandı. Amcasından fazla yüz gören Rızâ, kızı ile evlenme dileğinde bulundu. İsteği önce kabul edilmişse de sonradan reddedilince ve amcasından umduğu eski iltifatı göremeyince müteessir olarak onu, ağırlar küfürler dolu bir şiirle hicvederek tekrar Kerkük'e dönmek zorunda kaldı. 1286/1869 yılında ikinci defa olarak İstanbul seyahatine çıktı. Bu arada Suriye, Mısır ve Hicaz'ı dolaştı. İstanbul'da ûKâmil Paşa'nın konağında ağırlanan Şeyh Rızâ, bu münasebetle tanınmış şair ve yazarlarla görüştü. Nâmık Kemâl, Osman Nevres ve Ziyâ Paşa ile de tanışarak bunlarla edebî sohbet ve tartışmalarda bulundu. Bir ara İran şahı Nâsıruddîn-ı Kâcâr'ın İstanbul'a gelişini fırsat bilerek ona güzel bir kaside sundu ve karşılığında şahtan değerli ödüller aldı. Bundan başka İstanbul'da bulunan Mısırlı Prens Mustafa Fâzıl Paşa, ayrıca Pepe Ahmed Paşa'ya yaklaşarak kendilerine sunduğu kasidelerle takdirlerini kazandı. Önceleri Ali Paşa'ya da takdim ettiği bir kaside ile onun büyük teveccühünü kazanmış, Yûsuf Kâmil Paşa'nın da en baş nedimi olmuştu. Ancak bir türlü kabına sığamayan Rızâ, sonradan bir kıt'a ile Ali Paşa'yı hicvettiğinden fukara tertibinden beş yüz kuruş maaşla Kerkük'e sürülmüştür. Rızâ hakkında bir yazı yazan Hicrî Dede ise Şeyh Rızâ'nın İstanbul'da Harbiye Mektebi'ni hicvettiğinden dolayı bin kuruş maaşla Kerkük'e sürüldüğünü yazmaktadır. Ancak şair, Yûsuf Paşa hakkında söylediği bir şiirde bu meblağın üç yüz kuruşa indirildiğini belirtmektedir. 1291/1874 yılında İstanbul'dan Kerkük'e dönünce ziraatla geçimini sağlamaya çalışır. 1318/1900 senesinde kardeşi Şeyh Ali tarafından Bağdat'ta Meydan Mahallesi'ndeki Kâdirîler Tekkesi'ne postnişin olarak tayin edilmesi üzerine Bağdat'a giderek oraya yerleşir. Ölümüne kadar Bağdat'ta kalan Şeyh Rızâ kronik dizanteri hastalığına yakalanarak 1328/1910 senesinde orada vefat eder. Şeyh Abdulkâdir Geylânî'nin türbesinin bulunduğu yere defnedilir. Vasiyeti üzerine kendi şiiri olan Farsça bir dörtlük mezar taşına yazılmıştır (Terzibaşı 1968: 131-133).

Buğday renkli, ak sakallı, geniş çeneli, siyah gözlü, uzun boylu, yapılı, heybetli bir şahsiyetti.

Bilinen tek eseri Dîvân'ıdır. Bu Dîvân Türkçe, Kürtçe, Farsça ve Arapça şiirlerinden oluşmaktadır. İlk olarak 236 sayfa hâlinde 1935 senesinde Bağdat'ta basılan bu Dîvân'daki Türkçe şiirler altmış kadar olup şairin Türkçe olarak yazdığı şiirlerin ancak küçük bir kısımını teşkil etmektedir. Dîvân ikinci defa olarak 1946 yılında şairin torunu Şeyh Ali tarafından Bağdat'ta bastırılmıştır. Bunda da neredeyse aynı şiirler tekrarlanmış olup bir yenilik göze çarpmamaktadır. Her iki baskıda da şairin en çok edep ve terbiye kaidelerine riayet etmeyerek yazdığı kaba hicviyeleri olduğu gibi verilmiştir (Terzibaşı 1968: 134-135).

Şeyh Rızâ, mizahi ve müstehcen şiirler söylemeyi âdet edinmişti. Şeyh Rızâ'nın müstehcen şiirlerini okuyanlar ve mizahi fıkralarını dinleyenler onun hayatının hezliyatla geçtiğini sanabilirler. Halbuki onu özellikle son yıllarında yakından tanıyanlar onun vakur ve muhterem bir adam olduğu konusunda birleşirler. Kerkük'te meclisine memleketin ancak ileri gelenleri gelebilirdi. Bağdat'ta bulunduğu sırada da ancak nüfuzlu kimselerle vakit geçirirdi. İstanbul'da bulunduğu zamanlarda da Osmanlı devletinin en yüksek rütbeli memurları ve tanınmış edip ve şairleri ile dostluk ettiği bilinmektedir. İbadetine de oldukça bağlı olan Şeyh Rızâ, ahlaka aykırı şiirlerini ancak yeri geldiğinde söylerdi. Bununla beraber Rızâ'nın bir anı bir anını tutmazdı. En sevdiği kimselere bazen en ağır küfürleri savurmaktan geri durmazdı. Kendinden büyük olan kardeşi Şeyh Ali, ayrıca amcası bile dilinden kurtulamamıştı. Şiirle birini överek göklere çıkardığı gibi aynı kişiyi yine şiirle yerin dibine batırabilirdi. Kendisinin "İstese eyler sitâyiş istese eyler hicâ / Lâubâlî'dir Rızâ'nın meşreb-i rindânesi" beyti kişiliğini çok güzel anlatmaktadır. Şeyh Rızâ hiciv alanında zirveye çıkmış bir şairdir ki bunu hazırcevaplık sanatındaki kabiliyeti ve fevri olarak şiir söylemedeki üstün mahareti sağlamıştır. Kendi şiirlerini yazmazdı. Genellikle irticalen söylediği şiirleri başkası tarafından kayda alınmazsa unutulur giderdi. Şairliği tamamen fıtridir, eskilerin deyimiyle şâ'ir-i mâder-zâd yani anadan doğma şairdir. Kendinden naklen söylendiğine göre şiir söylemek isteyince başını göğe doğru çevirir ve o gök kubbeyi kafiyelerle dolu görürmüş. Onu tanıyanlar daha çocuk denecek bir yaşta iken evde, sokakta konuşurken sözleri arasında çok defa küçük küçük kafiyeli mısraların belirdiğini anlatırlar. Rızâ'nın geniş şöhreti diğer dillerden ziyade Türkçe söylediği şiirler vasıtasıyla oluşmuştur. Kerkük'ten başlayarak Irak, Suriye, Türkiye, Azerbaycan, İran, Hindistan ve diğer başka ülkelere yayılan bir kısım şiirleri edebi çevrelerde ilgiyle izlenmiştir. Ancak Şeyh Rızâ'nın sanat cephesine bakılırsa bunda pek üstün vasıflar görülmez. O kendisini ve şiirini, şiirin sanatından ziyade gaye ve maksatlarına vererek bu arada en çok güncel sayılabilen olaylı hiciv, tezyif ve bazen de övgü vs. konulara tahsis etmiştir, denilebilir (Terzibaşı 1968: 135-139).

Kaynakça

Ata Terzibaşı (1968). Kerkük Şairleri. C. II. Kerkük.

Bursalı Mehmed Tahir (1333). Osmanlı Müellifleri. C. II. İstanbul.

İnal, İbnü'l-Emin Mahmud Kemal (1988). Son Asır Türk Şairleri. C. III. İstanbul: Dergah Yay.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: PROF. DR. MEHMET ARSLAN
Yayın Tarihi: 04.08.2014

Eserlerinden Örnekler

İ'âde Sanatıyla Gazel

Vâlî-i âlî-cenâb ey âlem-ârâ âfitâb

Âlem-ârâ âfitâb ey vâlî-i âlî-cenâb

Feyz-yâb olsam aceb mi lutfunuzdan ben dahi

Ben dahi olsam aceb mi lutfunuzdan feyz-yâb

Müstecâb eyler du'âmı hakk-ı âlînizde Hak

Hakk-ı âlînizde eyler Hak du'âmı müstecâb

Bir cevâb ihsân edersen çok teşekkür eylerim

Çok teşekkür eylerim ihsân edersen bir cevâb

Kâm-yâb olsun İlâhî vâlî paşa tâ ebed

Tâ ebed olsun İlâhî vâlî paşa kâm-yâb

İctinâb itme Rızâ'dan eyle tahsîl-i rızâ

Eyle tahsîl-i rızâ itme Rızâ'dan ictinâb

Râ'if Paşa Hakkında Kasîdeden

Gelür gelmez hemân dîn-i Yehûd'ı iltizâm itdi

Ne ta'zîm-i şerî'at ne mürâ'ât-ı nizâm itdi

Müselmân olmuş iken bir Yehûdî-zâdeyi cebren

Yed-i hâhâma teslîm eyleyüp çok ihtirâm itdi

İşi bir hâneye vardırdı âhir Râ'if-i câhil

Ki millet her tarafdan hâric ü dâhil kıyâm itdi

Mülevves eyledi rüşvetle dîn ü devleti gûyâ

Cenâb-ı dâver-i ekrem seçip ibkâ-yı nâm itdi

Emîrü'l-mü'minîn i'dâmına emr itse şâyândır

Bu bed-tıynet ki hetk-i millet-i hayru'l-enâm itdi

Binâ-yı irtişâ çok yerleri noksânda kalmışdı

Kamu noksânları Allâh içün Râ'if tamâm itdi

İlâhî hâkim-i şer'-i şerîfi ber-devâm eyle

Ne gayretler ki ol allâme-i âlî-makâm itdi

Husûsâ kahramân-ı devlet ü millet Emîn Paşa

Kumândân-ı diyânet-pîşe hayli ihtimâm itdi

Ata Terzibaşı (1968). Kerkük Şairleri. C. II. Kerkük. 156, 159.


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1Esin, Necmettin Necipd. 1912 - ö. 12 Ağustos 1987Doğum YeriGörüntüle
2NEVRES-İ KADÎM, Abdürrazzâkd. ? - ö. 1762Doğum YeriGörüntüle
3MEKKÎ, İsmail Efendid. ? - ö. 1813Doğum YeriGörüntüle
4ÇERKEŞÎ, Mehmet Hilmid. 1838 - ö. 1907Doğum YılıGörüntüle
5HÂFIZ, Erzurumlu İshâk Efendid. 1838 - ö. 1903Doğum YılıGörüntüle
6ZEVKÎ/CELÂL, Recâ‘î-zâde Mehmed Celâl Beyd. 1838 - ö. 1882Doğum YılıGörüntüle
7İFŞAÎ, Eşrefd. 1845/1846 - ö. 1910/1911Ölüm YılıGörüntüle
8FEYZÎ, Ahmed Feyzî, Tebrizlid. 1842 - ö. 1910Ölüm YılıGörüntüle
9KEŞFȊ, Mustafad. 1843 - ö. 1910Ölüm YılıGörüntüle
10GARÎBÎ ÇELEBİ, Seyyid Ebu Bekir Garîbî Efendid. ? - ö. 1784-85MeslekGörüntüle
11FÂ'İK, Mehmed Fâ'ik Bey, Ustrumcalıd. ? - ö. 1901MeslekGörüntüle
12HAZÎN, Derviş Hazînd. ? - ö. ?MeslekGörüntüle
13HİLMÎ, Dinibütün Mustafâ Hilmî Paşad. ? - ö. 1914-15Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
14RIZÂ/RIZÂYÎ, Trabzonlud. 1819 - ö. 1893 ds.Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
15ŞÂKİR, Çukadâr Ahmed Aga-zâded. 1762 - ö. 1836Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
16KELBÎ, Kelbî-i Zü'l-kadrd. ? - ö. ?Madde AdıGörüntüle
17ŞEYH KAYGUSUZ ALÎ Efendi, Alâü’d-dîn Efendid. ? - ö. 1601Madde AdıGörüntüle
18ZAİFÎ, Akbaba İmamı Şeyh Mehmed Zaîfî Efendid. ? - ö. 1703-04Madde AdıGörüntüle