RÂMÎ, Râmî Mehmet Paşa

(d. 1654/1065 - ö. 1707/1119)
divan şairi
(Divan/Yazılı Edebiyat / 17. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Asıl adı Mehmet olup Râmî mahlasıyla şöhret buldu.1065/1654 yılında İstanbul’un Eyüp semtinde doğdu. Terazici Hasan Ağa olarak bilinen Râmî'nin babası Hasan Ağa da şair olup "Merâmî" mahlasıyla şiirler yazdı. (Sâlim 1315:253). İyi bir eğitim gördü. Hadîkatü'l-Vüzerâ müellifi Osmanzâde Tâib de onun "Ca'fer Efendi adlı birinin koruması ve delâletiyle Divân-ı Hümâyûn'a sevk edildiği"ni belirtmiştir. (Osmanzâde Tâib 1969:128).Râmî’nin Re’fet, Mustafa Nâ’il ve Hasan isimli üç oğlu ile tezkireci Sâlim’in eşi olan kızının varlığı bilinmektedir. Önceleri Re'îs kaleminde şâkird olan Râmî (Mehmet Süreyya 1311:367), bir müddet sonra, o sıralarda Vezîr Mustafa Pâşâ'nın Divân Kâtibi olan Nâbî Efendi vasıtasıyla Musâhib Mustafa Pâşâ'ya intisâb eder ve Masraf Kâtibi hizmetiyle Paşa'nın maiyetine girer. 1095/ 1683 yılında Paşanın "Kapudân" olmasıyla, Râmî de Divan Efendisi sıfatıyla donanma-yı hümâyun ile Akdeniz'e gitmiştir. 1096/1684’de Musahib Mustafa Paşa'nın Mora'ya Ser'asker olarak tayini sırasında, Paşa ile birlikte buraya giden Râmî, aynı yılın Şa'ban ayında Boğaz Hisarı muhafızlığına getirilmiştir.(Özcan 1989:220). Musahib Mustafa Paşa'nın vefatından sonra Nâbî ile birlikte Hacc'a giden Râmî, dönüşünde Re'îs kaleminde Kîsedârlığa tayin edildi.(Mehmet Süreyya 1311:367). Ancak bazı kaynaklarda Râmî’nin hacca gidişinin kesin olmadığı belirtilmiştir. (Mehmet Hâlit 1928:4).1103/1690'da Beylikçilik mansıbı verilen Râmî, 1108/1696'da Ebu Bekir Efendi yerine Re'îsü'l-küttâb olur. (Sâlim 1315:254). Ancak bir süre sonra bu görevinden azl edilir. Râmî, bir yıl sonra Şeyhü'l-islâm Feyzullah Efendi'nin delâletiyle yeniden bu göreve getirilir. (Uzunçarşılı 1982:19). İsmet Parmaksızoğlu, Râmî'nin azl sebebini farklı yorumlamaktadır : "Râmî'nin Sultan II.Mustafa'ya yakınlaşmasından kuşkulanan Sadrâzam Elmas Paşa, onu görevden uzaklaştırarak, İstanbul'da ikamete memur etti. Ancak kısa bir süre sonra Elmas Mehmet Paşa'nın Zenta'da şehit düşmesi üzerine, yeni Sadrâzam Amcazâde Hüseyin Paşa tarafından 1697'de yeniden Reîsü'l-küttâblığa getirildi." (Parmaksızoğlu 1978:27). Râmî, 1110 /1698 tarihinde gerçekleşen Karlofça görüşmelerine elçi sıfatıyla katılmış ve asıl şöhretini de bu görüşmeler sırasında elde etmiştir. (Sâlim 1315:254). 1683'te, Viyana Kuşatması'ndan beri sürüp gelen Osmanlı Devleti ile Mukaddes İttifak Devletleri arasındaki savaşa son vermek amacı ile başlatılan Karlofça görüşmelerine başmurahhas olarak katılan Râmî, bu görüşmelerde büyük başarı gösterdi. "Alâ hâlihi (Uti possidetis) prensibi üzerine bina edilen Karlofça Andlaşması'nı, yanında ikinci murahhas İskelet-zâde Aleksandr Mavrokordato Bey, İngiltere elçisi G. Paget ve Felemenk elçisi M. de Colliers olmak üzere 13 Kasım 1698-24 Ocak 1699 tarihleri arasında Avusturya, Lehistan ve Venedik murahhasları ile yaptığı çetin müzakerelerden sonra sonuca bağladı. Rusya ile olan müzakereleri ise, İstanbul'da ayrıca yürüterek, 1700 İstanbul Andlaşması ile kesinleştirdi. Osmanlı İmparatorluğu'nun Orta Avrupa'dan çekilmesini onaylayan bir andlaşmayı imzalamasına rağmen Râmî, bu müzakerelerdeki dirâyeti ile büyük bir üne kavuştu ve Edirne'de o güne kadar hiçbir Reîsü'l-küttâb'a yapılmayan bir törenle karşılanarak padişahın iltifatlarına mazhâr oldu." (Parmaksızoğlu 1978:27). Râmî Pâşâ, Karlofça görüşmelerinde elde ettiği başarılarından dolayı, 1114/1702 Şa'ban'ında üç tuğ ihsaniyle, kubbe-nişînlikle ödüllendirilir ve II. Sultan Mustafa'nın padişahlığı sırasında, 1703'te, Ramazan'ın sekizinci günü Daltaban Mustafa Paşa yerine Sadrazamlık makamına getirilir. (Özcan 1989:220). Râmî Mehmed Pâşâ, asayiş konusundan vergi ıslahatına, göçebe aşiretlere toprak dağıtılmasından tekstil alanındaki koruyucu politikalara kadar pek çok alanda büyük bir ıslahatçı olarak tanınır (Öztuna 1983:226). Râmî Mehmed Pâşâ, kendisini destekleyen Şeyhülislâm Feyzullah Efendi'nin saray üzerindeki nüfuzunu genişletmesi ve birçok önemli göreve akraba ve yakınlarını getirmesi karşısında endişeye kapılmış ve Şeyhülislamla karşı karşıya geldi Râmî Mehmed Paşa, 1115/1703 Rabiü'l-ahir'inde Edirne Vak'ası olarak bilinen ve Cebeciler ayaklanması sırasında ortaya çıkan kargaşa sebebiyle bir süre gizlenmiş, ortalık durulduktan sonra meydana çıkınca da azledilip önce Kıbrıs'a sürülmüş, ardından da 1116/1704 yılında Süleyman Pâşâ yerine Mısır Valiliği'ne tayin edilmiştir. Râmî Paşa, 1118/1706’de azledilip yerine Belgrad Valisi Ali Paşa getirilmiş ve Râmî Rodos'ta ikâmete mecbur edilmiştir. 1119/1708 Zilhiccesi'nde burada vefât eden Râmî Mehmed Pâşâ'nın mezarı Rodosta'dır (Özcan 1989:220). Râmî’nin vefat tarihi, aynı zamanda damadı olan tezkireci Sâlim tarafından da 1119 olarak verilmiştir. Bazı kaynaklarda, Râmî'nin "Rodos'ta eceliyle değil, padişahın emriyle boğdurularak idâm edildiği" belirtilmişse de (Faik Reşâd yty :251) bu konuda bir kesinlik bulunmamaktadır.

Râmî, bir devlet adamı olmakla birlikte, sanatçı vasfıyla da tanındı. Hem mensur hem de manzum eserleri bulunan sanatçının çeşitli şairlerle karşılıklı olarak yazmış olduğu nazireler, dönemin edebî çevresine yakınlığını göstermektedir. Tezkirelerde, Râmî’nin şairâne tabiatına ve söz söylemedeki ustalığına işaret edilerek Farsça, Türkçe ve Arapça’yı ustalıkla kullandığı belirtilmektedir. (Sâlim 1315:255). Râmî'nin şairliği yanında, hesap ilmi ve hüsn-i hatta da usta olduğu bilinmektedir. Şairin elimizdeki ilm-i hesap ve hüsn-i hatta dair eseri, bu kabiliyetini ve sözkonusu alanlardaki birikimini gösteren önemli delillerdir.(Arslan 1994:83). Bazı kaynaklarda, Râmî’nin şiir tarzı olarak Nâbî ekolüne mensup olduğu belirtilmektedir. (Bursalı Mehmet Tâhir 1333:187). Râmî’nin şiirindeki üslup, gerçekten de şairin Nâbî’den etkilendiğini ve şiirlerinde Nâbî tarzının hâkim olduğunu göstermektedir.

Faik Reşât, Müstecabî-zâde İsmet Bey'in makalesinden naklen, Râmî'nin sanatı ve sanatına şekil veren şahsiyetini, "dili ve anlatımı da son derece selis ve âhenklidir. Yazdığı şeylerde fazla bir külfetlilik görülmez. Hele dolambaçlı, anlaşılmaz ifadelerin semtine bile uğramaz. Bazan âşıkâne gazeller yazar, güzel ve ince hayâlleriyle bu hususa meyilli gönüllerin hislerini heyecandan coşturur. Rind bir hava içinde yazdığı gönül alıcı manzumeleri ise, rindâne bir yaratılışta olanlara, âdeta raks ettirici bir tesir yapar. (...) Pek lâubali hareket ederdi. Babasının zorlaması ile, o zamanlar bir ilim ve irfan mektebi olan, Divân-ı Hümâyun kâtipliğine tayin ettirildi. (...) Râmî Pâşâ, tabiatı olarak vefasız olmakla birlikte, çok üstün bir zekâya mâlik, zarif ve nüktedân bir zât imiş” ifadeleriyle anlatır (Faik Reşat yty: 252).

Râmî, Nâbî, Sâmî, Osman-zâde Tâib gibi şairlerle yakın dostluk kurmuş, akrabalık bağlarıyla da kayınpederi Dürrî-i Yek-çeşm lâkabıyla tanınan şair Dürrî Efendi ve damadı Sâlim Efendi ile edebî çevrelerde bulunmuştur. Râmî'nin oğlu Re'fet de babası gibi şairdir. Re'fet'in tek nüshası bilinen Divânı, babasının Divânı'nın içerisinde bulunmaktadır.Bulunduğu hemen her mevkide şairleri destekleyen ve edebî meclislerin hâmiliğini yapan Râmî, şairlere ma'iyetinde vazifeler vermiştir. Re'îsü'l-küttâb iken Divân kâtipliğine şair Kebûterî’yi getirmiş, Mısır Vâliliği sırasında da kendisine Divân kâtibi olarak Sofyalı Yûsuf Râsih'i seçmiştir. Pâşâ'yı çok seven Yûsuf Râsih, Râmî'nin Rodos'a sürgünü sırasında da onu yalnız bırakmamıştır. "Bunlardan başka, şâir Sâhib Çelebi, Râmî'nin dâiresinde İmâmlık, şâir Süleyman Şâkir de ona Hazînedârlık ve Musâhiblik etmiştir.”(Mehmet Hâlit 1928:4).

Divan: Râmî'nin şiirlerinde Nâbî’nin hikemî tarzının etkisi görülmektedir. Râmî'nin elimizde tek nüshası bulunan Divân'ı, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde, Ty. nu: 5492/1’de kayıtlıdır. Râmî Divânı’nda, 63 gazel, 8 kıt'a, 1 tarih, 1 takrîz, 1 lügaz, 4 rubâ'î, 2 matla' ve 2 müfred bulunmaktadır. Divân'daki bazı şiirler, Sadeddin Nüzhet tarafından hazırlanan Râmî Mehmed Paşa Hayatı ve Eserleri adlı eserde yayınlandı. (Sadeddin Nüzhet 1933). Bu eserde toplam 79 manzume bulunmaktadır. Râmî Divânı, hacim itibariyle bir divançe niteliğindedir. Eserdeki 63 gazelin 9’u Nâbî’nin gazellerine yazılmış nazirelerdir. Ayrıca, Nâilî, Fehîm ve Vecdî gibi ünlü şairlerin şiirlerine de nazîreler yazdı. Genel olarak Râmî’nin şiirlerinde hikemî söyleyişlere rastlamakla birlikte, şairin âşıkâne gazel tarzında daha başarılı olduğu söylenebilir. Râmî, şiir tarzı olarak Bâkî Tarzı da denilen klasik dönem şiirinin üslup özelliklerini sürdüren bir şairdir. Onun şiirlerinde aşk teması ön plandadır. Râmî'nin yetişmesinde Nâbî ve Sâmî gibi şairler etkili oldu. Nâbî, Münşe'ât'ında Râmî için sık sık "oğlum" ifadesini kullanır. (Nâbî T.1693:97b).

Münşeat: Râmî'nin mektuplarını ihtivâ eden Münşeât’ı da aynı külliyat içerisinde yer almaktadır. 8 varaklık eserde, “Tâtâr Hân'a, Şeyhülislâm'a, Meşâyih-i 'izâma, Acem şahlarından Süleyman Murteza Kulu Hân'a, Muhâsil-i evvel Mehmet Bey'e, Rumeli Kadıaskeri'ne, Tehniye-i Nezâret, Merhûm vezîr-i a'zam Hüseyin Pâşâ tarafından Râmî Efendi hattı ile Selîm Girây Hân'a, Erzurum Vâlisi Bâkî Pâşâ'ya, Şeyh Sîvâsî-zâde Efendi'ye, Kapudan Mazamorta merhûm'a, Vezîr Ali Pâşâ'nın Revân'dan gönderdiği mektûba cevap”, Ty. nu: 5492: 58b-67a başlıklarını taşıyan toplam 12 mektup bulunmaktadır. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde, Ty. Nu: 5492'de Münşe'ât'ı yer almaktadır.

Hülâsa-i İnşâ:  Hat ve hesapla ilgili bir risâledir. Hülâsa-i İnşâ'yı görevden azledildiği sırada, oğlu Hasan’a kitabet dersi vermek için kaleme aldı. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde, Ty. Nu: 5492’de 68b-76a yaprakları arasınsa yer almaktadır.

Vekâyi-i Müsâlehâ: Râmî, bir devlet adamı olarak çeşitli siyasî belge ve bilgileri, Vekâyi-i Müsâlehâ adlı eserde toplamıştır. Karlofça görüşmeleriyle ilgili belge ve bilgileri ihtivâ eden eser, Süleymaniye Kütüphanesi’nde, Râşid Ef. Ktb. Nu: 268) kayıtlıdır.

Kaynakça

Abdulkadiroğlu, Abdulkerim (hzl.) (1999). İsmail Belîğ Nuhbetü’l-Âsâr Li-Zeyli Zübdeti’l-Eş’âr. Ankara: AKM Yay.

Ahmed Resmî. Sefînetü'r-Rü'esâ. Millet Ktb.Trh. Nu:720.

Arslan, Mehmet (hzl.) (1994). Mehmet Siraceddin Mecma-ı Şuarâ ve Tezkire-i Üdebâ. Sivas: Dilek Matbaacılık.

Bilkan, Ali Fuat (hzl.)(1998). Râmî Paşa Divânçe. İstanbul: Fatih Üniversitesi Yay.

Bursalı Mehmed Tâhir(1333). Osmanlı Mü'ellifleri. C. II. İstanbul : Matba'a-i Âmire.

Hamamî, Erdal (hzl.)(1968). Râmî Pâşâ Divânı. Mezuniyet Tezi. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü. Nu: 859.

Faik Reşat (yty) Eslâf. Haz: Şemsettin Kutlu. Tercüman 1001 Temel Eser.

İpekten, Halûk, M. İsen, R.Toparlı, N. Okçu ve T. Karabey (1998). Tezkirelere Göre Divan Edebiyatı İsimler Sözlüğü. Ankara: KTB Yay.

Uzunçarşılı, İsmail Hakkı (1982). Osmanlı Tarihi. C.4. Ankara: TTK Yay.

Parmaksızoğlu, İsmet (1978). "Râmî Pâşâ. Türk Ansiklopedisi. C.27. Ankara : MEB Yay. 220.

Menkıbe-i Re'isü'l-Küttâb Râmî Efendi. Manzum İÜ. Ktb. Ty. Nu:9703.

Mehmet Hâlit (1928). "Râmî Pâşâ". Hayât Mecmu'ası (96): 4.

Mehmed Süreyyâ (1311). Sicill-i Osmânî yâhud Tezkire-i Meşâhir-i 'Osmâniyye. C.II. İstanbul : Matbaa-i Âmire.

Nâbî. Münşe'ât. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi. T. 1693.

Osmanzâde Tâib (1969). Hadikatü'l-Vüzerâ. Der Garten der Wesire. Dr. Robischon. Freiburg.

Özcan, Abdulkadir (hzl.) (1989). Şeyhî Mehmed Efendi Şakâ’ik-i Nu’mâniyye ve Zeyilleri “Vakâyiü’l-Fuzalâ”. C. 4. İstanbul: Çağrı Yay.

Özer, A. Rıza (1944). Râmî Mehmed -Sadrazam. Mezuniyet Tezi. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü.Nu: 190.

Râmî. Divân-ı Râmî. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi. Ty. Nu: 5492/1.

Sadeddin Nüzhet (1933). Râmî Mehmed Pâşâ Hayatı ve Eserleri. İstanbul: Kanaat Kütüphanesi.

Sâlim (1315). Tezkire. İÜ. Ktb. Nu: 1924.

Sulh-nâme-i Râmî Paşa. İÜ. Ktb. Nu: 268.

Sulh-nâme-i Râmî Paşa.. İÜ. Ktb. Nu: 9742.

Öztuna, Yılmaz (1983). Büyük Türkiye Tarihi. C.VI. İstanbul: Ötüken Yay.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: PROF. DR. ALİ FUAT BİLKAN
Yayın Tarihi: 12.03.2014

Eserlerinden Örnekler

Gazel

Derûnda tîr-i nifâk-ı sitemgerân geçiyor

Bizi o âfete agyâr-ı bed-gümân geçiyor

Nedir bu renciş bî-mûcib-i pey-ender-pey

Dirîg bizden o nâzende-i cihân geçiyor

Ne denlü câme-i nahvet olursa teh-ber-teh

O dünlü serdî-i âh-i sitem-keşân geçiyor

Humâr-ı nâba sabâh-ı haşr kalur ammâ

Neşât-ı câm-ı emel gelmedin hemân geçiyor

Bahâr geldi çemen hulde döndü ey Râmî

Gönülden ol gül ile azm-i gülistân geçiyor

(Büyük Türk Klâsikleri (1987). ed. Nevzat Köseoğlu vd. C.5. İstanbul: Ötüken-Söğüt Neşriyat. 264-266.)

Gazel

Düşüp ayagına zülfün mü pest olup kalmış

Ya dil midir mey-i aşkınla mest olup kalmış

Gelür mi meclis-i ehl-i riyâya bir dahı hîç

Gönül ki mahrem-i bezm-i Elest olup kalmış

Murâdı âşıkın öldürmek ol şehin ammâ

O dünlü mest ki hançer be-dest olup kalmış

Nigâr u nakşına dil meyl idüp firâkın ile

Diyâr-ı Çînde sûret-perest olup kalmış

Felekde zâhir olan mâh-ı nev değil Râmî

Cemin piyâlesidir kim şikest olup kalmış

(Büyük Türk Klâsikleri(1987). ed. Nevzat Köseoğlu vd. C.5. İstanbul: Ötüken-Söğüt Neşriyat. 264-266.)


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1SÎRET, Osman Sîret Efendid. 1817 - ö. 1859Doğum YeriGörüntüle
2ŞEYH SEYYİD MEHMED EMÎN EFENDİ (EYYÛBÎ)d. ? - ö. 1628/1629Doğum YeriGörüntüle
3ENVERî, Sûzenger Enverî Çelebi (Mürekkepçi)d. ? - ö. 1547Doğum YeriGörüntüle
4REŞÎD, Hoca Sadeddin-zade Mehmed Reşîd Efendid. 1654 - ö. 1687Doğum YılıGörüntüle
5LUTFÎ, Süleyman Lutfî Efendid. ? - ö. 1707Ölüm YılıGörüntüle
6ÂŞIK ÖMERd. 1621? - ö. 1707Ölüm YılıGörüntüle
7ÂZERÎ, İbrahim Bursalıd. ? - ö. 1707-08Ölüm YılıGörüntüle
8Haşim (YENİŞEHİRLİ)d. 1860 - ö. 25 Kasım 1920MeslekGörüntüle
9Ali Paşad. 5 Mart 1814 - ö. 7 Eylül 1871MeslekGörüntüle
10HÂFIZ, Erzurumlu İshâk Efendid. 1838 - ö. 1903MeslekGörüntüle
11ŞEYHÎ, Merhabâzade Ahmed Efendid. ? - ö. 1666Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
12ENVERîd. ? - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
13RİYÂZÎ, Mehmed Riyâzî Efendid. 1572 - ö. 1644Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
14ZEYNÎ, Zeyne’l-‘Âbidîn Kâtib-zâde Zeynî Efendid. ? - ö. 1602Madde AdıGörüntüle
15TÂHİR, Abdullah Çelebid. ? - ö. 1677-78Madde AdıGörüntüle
16AŞKÎ, Abdülvasid. ? - ö. 1619-20Madde AdıGörüntüle