ZÂTÎ, Ivaz

(d. 1471/876 - ö. 1547/954)
divan şairi
(Divan/Yazılı Edebiyat / 16. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

16. asır şairlerinden olan Zâtî, 876/1471 yılında Karesi Vilayetine bağlı Balıkesir kasabasında fakir bir çizmecinin oğlu olarak dünyaya geldi. (Canım 2000: 262; Kılıç 2010: 1573). İri yarı, hantal, çirkin, kulakları ağır işiten ve son zamanlarında gözlük de kullanan şair, Zâtî ismini mahlas olarak kullandı. Asıl isminin ne olduğu hususunda ihtilaf vardır. Sehî Bey ve Latîfî tezkirelerinde Bahşî, Âşık Çelebi’de  ise Satılmış’tır. Çelebi’ye göre Zâtî mahlası da bu ismin bozulmuş şekli olan Satı’dan ilhamla alınmıştır. Âşık Çelebi ayrıca şairin kendisine asıl adının Ivaz olduğunu, bu ismin ebcetteki karşılığının doğum tarihine tekabül ettiğini (h. 876) söylediğini tezkiresinde yazar.

Zâtî’nin ailesi hakkında kaynaklarda pek bilgi yoktur. Kendisinin bir müddet çizmecilik yaptığından hareketle babasının da bir çizme ustası olduğu, evlendiği fakat çocuklarının olup olmadığının bilinmediği (Çavuşoğlu 1997: 464-467) ifade edilmektedir. Cafer isimli bir kölesiyle kendi evladı gibi yetiştirdiği iki yeğeni vardır. Bunlardan biri Ahkâm Tezkirecisi Ahmed Çelebi, diğeri ise kendisi gibi remil ve vefk bakmakla meşhur olan Mahmud Çelebi’dir (Tarlan 1967: XIV).

Eğitimi hususunda ayrıntılı bilgi olmamakla birlikte kaynaklarda bir hocanın rahle-i tedrisinden geçmediği, kendisindeki şairlik yeteneğinin yanında çok az Farsça bildiği, şiirde ilerlemek için gerekli bilgileri edinmeye çalıştığı, sarf ve nahiv tahsil ettiği, bu arada Müneccimzâde’den remil kaidelerini öğrendiği ifade edilmektedir (Canım 2000: 263; Kılıç 2010: 1574). Ayrıca Âşık Çelebi, başkaları Farsçadan tercümeler yapıp kendi şiirleri gibi okuduklarında “Bu Farsçada vardır. Falanın filan beytinden tercümedir.” derken, bir şiiri kendisi tercüme etse ve bunu fark edip söyleseler “Benim Farsça bilmediğimi bilirsiniz.” dediğini de nakletmektedir (Kılıç 2010: 1574).

Çavuşoğlu, Zâtî’nin eğitimi ve buna bağlı olarak şairliği hakkında “Şiirle meşgul olan herkesin edinmesi gereken bilgileri kavrayacak doğru dürüst bir tahsili olmadığı hâlde, orijinal manaları ve kendi icadı duyulmamış hayalleri edebî sanatlarla bezeyip sunmadaki hüneridir ki herkesi şaşırtmıştır. Bu konuda ileri sürülen görüş ve düşünceler farklıdır. Kimine göre ağır işittiği için yaran sohbetlerine katılamamış, iç âleminin engin denizinden mana çıkarmakla meşgul olmuş, kimine göre tanıştığı her şairden, edebiyatçıdan ve katıldığı meclislerdeki bilgin ve ince duygulu kişilerden derlediği nükteleri müstesna zekâsının hokkasında ezip kendi kişiliğinin kaleminden rengârenk mısra ve beyitler hâlinde kelimelere, deyimlere yerleştirmiştir. Kimi, bir meslek edinecek kadar tahsili olmadığından bütün vaktini şiire ve edebiyata vakfedişine bağlamakta, kimi de çok yaşadığı için birçok şair ve edebiyatçı ile görüşüp onlardan bir şeyler öğrenişi ile açıklamaktadır. Hemen hemen herkes ondaki mana ve hayallerin, edebî sanat çeşitliliğinin başka herhangi bir şairde bulunmadığını iddia ederek, şiirdeki başarısının kendi yaradılışındaki fevkalade yetenekten ileri geldiğinde, yani zâtî olduğunda birleşmişlerdir.” değerlendirmesini yapmıştır (1981: 67-68).

 Zâtî, zeki, hareketli, neşeli, coşkun bir ruha sahip, rind-meşreb ve zevk-perest birisiydi. Bu tabiatı dolayısıyla rind-meşreb olanlarla görüşmeye, onlar gibi yaşamaya başladı (Köprülü 1322: 254). Katıldığı şiir meclislerinde kendisindeki şiir yeteneğini farketti ve meşhur bir şair olmak üzere talihini denemek ve İstanbul gibi büyük bir şehrin imkânlarından istifade etmek niyetiyle 1500 yılı civarında II. Bayezid’in saltanat yıllarında Balikesir'den İstanbul’a geldi. (Kılıç 2010: 1573; Çavuşoğlu 1997: 465). Şiirleriyle İstanbul’daki şiir çevrelerinin dikkatini çekmeyi başaran şairin, Hadım Ali Paşa’nın Dîvân Katibi olan Mesîhî ile tanışması kısa sürede şöhret kazanmasını sağlamıştır. Ali Paşa aracılığıyla padişaha biri nevruzda diğerleri bayramlarda olmak üzere yılda üç kaside sunmuş, bu arada devrin ileri gelen devlet, bilim ve sanat adamlarıyla aynı meclislerde bulunma imkânını da elde etmiştir. Zamanla Vezir Hersekzâde Ahmed Paşa, hemşehrisi Rumeli Kazaskeri Hacı Hasanzâde Mehmed Efendi, Müeyyedzâde Abdurrahman Çelebi, Tâci-zâde Cafer Çelebi, Deftardar Pîrî Paşa, İstanbul Kadısı Kadrî Efendi ve bu devlet adamlarının aracılığıyla devirlerinde yaşadığı üç padişahtan (II. Bayezid, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman) büyük ilgi görmüş ve kendilerine takdim ettiği kasidelerden aldığı ihsan ve caizelerle de müreffeh bir hayat sürmüştür (Kurtoğlu 1995: IX).

Zâtî’nin şiirlerini çok beğenen II. Bayezid, kendisine mansıp verilmesini istemişse de kulağının ağır işitmesi sebebiyle bu mansıbı elde edememiş, onun yerine teklif edilen Bursa ve başka yerlerdeki otuz akçalık tevliyetleri de İstanbul’un sağladığı maddi ve sosyal imkânlardan uzaklaşmamak düşüncesiyle şair kabul etmemiştir (Kurtoğlu 1995: XI). Yavuz’un tahta çıkışını tebrik için yazdığı kasidesine karşılık olarak verilen Balıkesir’deki sâlyânesi (yıllık 11.500 akçe) 1535 senesinde Vezir Ayas Paşa tarafından diğer bütün sâlyânelerle birlikte kesilmiştir (Kurtoğlu 1995: XI). Böylelikle şairin müreffeh ve tatlı hayatı uzun sürmemiş, daha önce kendisine teklif edilen tevliyetleri kabul etmediğine pişman olacak kadar sıkıntı içinde yaşamaya başlamıştır. Ali Paşa’nın Şahkulu isyanını bastırmak üzere giriştiği savaşta şehit olması, Müeyyedzâde’nin vefatı ve Tâcîzâde Cafer Çelebi’nin öldürülmesiyle eski günler artık bir hayal olmuştur (Kılıç 2010: 1582; Kurtoğlu 1995: XI; Çavuşoğlu 1998: 646). Bu yıllar şairin hayatında önemli bir dönüm noktasını teşkil eder. Devlet erkânı arasında eski rağbet ve itibarını kaybeden şair, geçimini vaktiyle Müneccimzâde’den öğrendiği reml ve vefk ile sağlamaya başlamıştır. Bunun için Bayezid Câmii yakınında bir dükkân kiralar. 

Bu dükkân bir müddet sonra İstanbul’un en önemli şiir mahfillerinden biri hâline gelmiş ve şairin hayatı yine şiir ve edebiyat sohbetleriyle dolmaya başlamıştır. Buraya devrin tanınan tanınmayan, divanı olan olmayan pek çok şair devam etmiş, artık devrin şiir otoritesi kabul edilen Zâtî’den şiirleri hakkında fikir sorar olmuşlardır. Bunlar arasında bir müddet sonra meşhur olacak Yahyâ Bey, Kara Fazlî, Hayâlî Bey, Galatalı Kudsî ve Bâkî gibi şairler de vardır (Çavuşoğlu 1981: 68). Burada genç şairlere rehberlik eden Zâtî’nin kendisi de bu toplantılardan azami derecede istifade ederek hayal dünyasını ve ufkunu genişletmiştir. Hatta remil bahanesiyle kendisine gelen ve ona yeni yazdıkları şiirleri okuyan genç şairlerin buldukları güzel mazmunları, hiç kullanılmamış manaları hafızasına yerleştirip daha sonra kendi şiirlerinde kullanmıştır (Kılıç 2010: 1578). Falcılıktan geçimini sağlayacak kadar kazanamayan şair, artık para karşılığında şiirler yazmaya da başlamış, yaşı oldukça ilerlediği için dükkânını da evine yakın bir yere taşımak zorunda kalmıştır.

Zâtî, ikbal günlerinden sonra 11 sene fakirlik ve sıkıntı ile mücadele ettikten sonra 954/1546 yılının Kasım ayında vefat etmiştir. Cenazesi Âşık Çelebi ve Yahyâ Bey başta olmak üzere dostları tarafından kaldırılmış ve Edirnekapı dışında Keşfî ve Basîrî gibi şairlerin medfun bulunduğu kabristana İbni Kemal ve Bâkî’nin mezarlarının yakınına defnedilmiştir (Kılıç 2010: 1589; Şentürk-Kartal 2004: 266). Ölümüne pek çok şair tarafından tarih düşülmüştür (Tarlan 1967: XV).

ESERLERİ:

1. Dîvân: Zâtî’nin en önemli eserlerindendir. Kendisi tarafından tertip edilerek Kanunî’nin şehzadesi Mehmed’e sunulmuştur (Çavuşoğlu 12998: 646). Dîvân’da Sehî Bey ve Latîfî tezkirelerine göre 3000 gazel, 500’ü aşkın kaside, 1000 rubâî ve kıt’a; Âşık Çelebi’ye göre 1600-1700 arasında gazel, 400’den fazla kaside; Kınalızâde ve Beyânî’ye göre 1600 gazel, 400 kaside olduğu belirtiyorsa da Dîvân’ın sadece gazellerden oluşan neşirlerinde (Tarlan 1967, 1970 ve Çavuşoğlu-Tanyeri 1987) toplam 1825 gazel, Dîvân’ndaki diğer şiirleri konu edinen çalışmada da 48 kaside, 4 terci-bend, 28 murabba, 1 muhammes, 50 kıt’a 5 müfred bulunmaktadır (Kurtoğlu 1995).

Dîvân’ın bilinen nüshaları şunlardır: İÜ Ktb, İbnülemin Mahmut Kemal İnal Böl. Nr. 2713, İÜ Ktb, TY Nr. 457/1 ve TY Nr. 668, Bayezid Ktb. Nr. 3595, Süleymaniye Ktb. Lala İsmail Böl. Nr. 443, Süleymaniye Ktb. Fatih Böl. Nr. 3824, Süleymaniye Ktb. Hacı Mahmud Böl. Nr. 3363, Süleymaniye Ktb. Hâlet Ef. İlavesi Nr. 151, Süleymaniye Ktb. Yazma Bağışlar Böl. Nr. 2342, Çorum İl Halk Kütüphanesi Nr. 2342/1, Milli Ktb. 06 Mil Yz B 191/5, Koyunoğlu Müzesi ve Kütüphanesi Türkçe Yazmaları Nr. 10076, TDK Ktb. Yz. A 548, Galata Mevlevihanesi Ktb. Nr. 680 ve 753.

2. Şem’ ü Pervâne: Eser klasik tarzda, çift karakterli, aşk ve macera konulu, hayalî bir hikâyedir. Rum hükümdarı Şah Jale’nin oğlu Pervâne’nin Çin Fağfuru’nun kızı Şem’e duyduğu aşkı dolayısıyla karşılaştığı zorlukları ve neticede âşık ve maşukun mutlu sonla biten maceralarını konu edinir (Alpay 1961: 135). Aruzun hezec bahrinde mefâ’îlün mefâ’îlün fe’ûlün kalıbıyla 1534 yılında yazılan Şem ü Pervâne 3937 beyittir. Zâtî’nin Şem‘ ü Pervâne mesnevisinin genellikle tasavvufî olan diğer Şem' ü Pervâne mesnevileriyle isim benzerliği dışında bir ilgisi yoktur (Armutlu 2009:894).

Mesnevinin şimdiye kadar bilinen beş nüshası vardır. Bunlar, Süleymaniye Ktb. Lala İsmail Böl. Nr. 443, Nûruosmâniye Ktb. Nr. 4080, Milli Ktb. 06 Mil Yz A 9138, British Museum, Or 7228 = OR 11375, British Museum, Or 7228 = OR 11376 ve Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Ktb. A. 4876’dadır (Armutlu 2009: 400-402).

Bu mesnevi üzerinde Sadık Armutlu tarafında yapılan bir doktora çalışması vardır (Armutlu 1998).

3. Edirne Şehrengizi: Mesnevi nazım şekli ve aruzun hezec bahrinin mefâ’îlün mefâ’îlün fe’ûlün kalıbıyla yazılan eser, II. Bayezid dönemindeki Edirne ve Edirne güzellerini konu edinir. 139 beyitten oluşan Şehrengiz’de 48 ve 123. Beyitler arasında 38 güzel anlatılmıştır. Bunlardan otuzunun ismi, sekizinin de mesleği söylenmiştir. Her güzelin isim ve meslekleri ikişer beyitle övülmüştür (Kurtoğlu 1994: 224-234; Armutlu 1998: 225).

Eserin iki nüshası vardır. Bunlar, şairin Süleymaniye Ktb. Lala İsmail Böl. Nr. 443 ve Bayezid Ktb. Nr. 3595 bulunan Dîvân’ının derkenarında bulunmaktadır (Kurtoğlu 1994: 224-234; Armutlu 1998: 225).

4. Letâyif: 16. asır sosyal hayatına dair kıymetli malzemelerin bulunduğu eser, iki kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda Zâtî ile Keşfî, Çakşırcı Şeyhî, Ferîdî, Visâlî, Mihrî, Ferrûhî, Âhî, Hadım Ali Paşa, İsa Paşa, Mehmed Şah Çelebi gibi edebî ve tarihî şahıslar arasında geçen karşılıklı konuşma ve şairin nükteli cevapları; ikinci kısımda devrin meslek ve sanat erbabının birer cümleyle ve mizahi bir tarzda tanıtımları yer almaktadır (Çavuşoğlu 1977: 145; Armutlu 1998: 226). Zâtî açısından asıl kıymeti ise bir hatırat özelliği göstermesi ve şairin psikolojisi ortaya koyması bakımındandır (Çavuşoğlu 1970: 2).

Eserin iki nüshasından biri şairin Süleymaniye Ktb. Lala İsmail Böl. Nr. 443 numaradaki Dîvân’ının 345b-362a varakları arasında, diğeri ise Hacı Bektaş Halk Ktb. Nr. 152’deki bir yazmanın 10-19. varakları arasında yer almaktadır. Zâtî’nin bu eseri Çavuşoğlu tarafından iki makale hâlinde yayınlanmıştır (Çavuşoğlu 1970, 1977).

5. Mektup: Eser Mekke’de bulunan Gazâlî Deli Birader’in yazdığı ve İstanbul’un, padişahın ve diğer dostlarının ahvalini sorduğu manzum mizahi mektuba aynı üslupla verilen cevaptan oluşmaktadır.

Oldukça süslü ve mensur olarak yazılmış kısa bir girişle başlayan eser, kaside nazım şekliyle yazılan 48 beyitten oluşmaktadır. Mektupta devrin önde gelen devlet adamlarıyla şairlerden oluşan 31 kişi sahip oldukları fizikî durum, müptelalıklar gibi kimi özellikleriyle vasfedilmişlerdir (Armutlu 1998: 227).

Bilinen iki nüshası Süleymaniye Ktb. Lala İsmail Böl. Nr. 443 numaradaki Zâtî Dîvânı’nın 337b-339a ve Nûruosmâniye Ktb. Nr. 4968’de buluna yazmanın 94a-95b varakları arasında tespit edilen eser, Gazâlî’nin mektubuna yazılan diğer cevaplarla birlikte neşredilmiştir (Kut 1974).

Kaynaklarda Zâtî’nin bu eserlerinin dışında Ahmed ü Mahmûd adıyla lirik bir mesnevisinin, Hüsrev ü Şîrîn tarzında bir Ferruh-nâme’sinin, Fâl-i Kur’ân, Siyer-i Nebî ve Mevlid’inin de olduğu belirtiliyorsa da şimdilik bu eserlerin herhangi bir nüshası tespit edilememiştir. Zâtî’ye mal edilen (Ünver 2007: 712) Kasîde-i Bürde ve Tecümesi ise Süleyman Zâtî’ye aittir.

16. asrın başlarında genç şairler için üstat olmuş Zâtî için Gelibolulu Âlî dışındaki bütün tezkireler övücü ifadeler kullanmışlardır. Bunlardan bilhassa Sehî Bey, Latîfî ve Âşık Çelebi şairi övmekte adeta yarışmışlardır. “Kaynakların Zâtî hakkında söylemiş oldukları olumlu ve yüceltici sözler, abartılmış ve her şair hakkında söylenilmiş sözler değildir. Yaşadığı çağın büyük şairlerinden birisi olması, genç şairlere hocalık yapması, çok şiir yazıp eserler vermesi vb. yönüyle XVI. yüzyılın ilk yarısına damgasını vurmuş olduğundan hakkında yazılanlar gerçeği yansıtır. Zâtî’nin güçlü ve şöhretli bir şair olmasında en büyük etken, şüphesiz şahsi kabiliyetidir. O, şair yaradılışlıdır.” (Armutlu 1998: 184).

Zâtî’nin şiirini de hayatı gibi iki dönem hâlinde değerlendirmek mümkündür. Bunlardan ilki, yaşadığı müreffeh hayat ve bu sırada yazmış olduğu şiirler; diğeri ise Ayas Paşa tarafından diğer şairlerle birlikte salyânesinin kesilmesi, hâmîlerinin birbiri ardınca ölmeleri sebebiyle düştüğü sıkıntılı durum ve bu sırada yazmış olduğu şiirler.

İlk dönem şiirlerinde o dönemdeki hemen hemen her şair gibi Ahmed Paşa ve Necâtî Bey tesirindedir. Bunların dışında aralarındaki nazire ilişkisi dolayısıyla Ahmedî, Şeyhî, Hayâlî, Kemalpaşazâde, Revânî, Sa’dî, Atâyî, Ulvî, Karamanlı Nizâmî, Câmî-i Saruhanî, Taci-zâde Ca’fer Çelebi, Kadrî Çelebi gibi isimlerden de etkilendiği ya da en azından onları beğendiği söylenebilir (Köksal 2012: 46-58). Şiirlerinde atasözü ve halk deyimlerini kullanmakta Necâtî gibi başarılı olmuş aynı zamanda pek çok sözü de atasözü hüviyeti kazanmıştır. Şiirlerinde atasözü ve deyimleri bu kadar rahatlıkla kullanmasının en önemli sebebi belki de uzun yıllar Balıkesir’de yaşaması yani halkın içinde bulunmasındandır. (Kurtoğlu 1995: XVIII-XIX).

Halvetiyye tarikatine bağlı olmasına (Çavuşoğlu 1998: 646) rağmen şiirlerinde genellikle tasavvuf yoktur. Rind-meşreb şairin şiirleri de âşıkâne ve rindânedir. Ahmed Paşa ve Necâtî tesirinde olmakla birlikte onlar kadar titiz ve seçici davranmamış, kaleminin ucuna gelen her şeyi şiire dökmekten geri durmamıştır. Bundan dolayı şiirleri arasında gerçekten güzel olanlar bulunduğu gibi kusurlu ve zevksiz olanlar da vardır (Şentürk-Kartal 2004: 280). Gazeller, dîvânlarda kronolojik bir sırayla yer almadıklarından hangi şiirin ne zaman yazıldığını kesin olarak bilinmemekle birlikte Zâtî Dîvânı’nda yer alan zevksiz ve kusurlu şiirlerin bilhassa maddî sıkıntılar içinde bulunduğu dönemlerde kaleme alındığı söylenebilir. Zira şair bu sıkıntılı döneminde geçimini şiirle karşılamaya başlamış ve artık ısmarlama şiirler yazmaya başlamıştır. Öyle ki Zâtî’ye para karşılığında şiir yazdıranlardan bunları toparlayıp dîvân hâline getirdikten sonra caize alanlar bile oluyordu (Kurtoğlu 1995: XXI). “Bu tarihten sonra yazdığı şiirlerinde eski letafet ve akıcılık yoktur. Ayrıca gazellerinde kullandığı orijinal hayalleri kasidelerinde tekrara başlamıştır. Yalnız nazmındaki kudreti ve şairlikteki şöhreti ile itibar gördüğü için şiirinin kalitesi düşünce, şiirden anlayanlar nezdindeki kıymeti de azaldı. Geçimini sağlamak için yirmi akçalı kadılara, otuz akçalı müderrislere hatta dânişmendlere kasideler vermeğe başladı.(…) Bir dilbere âşık olan zenâatkârlara hâle uygun gazeller, musammatlar yazıyor, karşılığında onların mesleğine göre papuç, helva gibi hediyeler alıyordu.” (Çavuşoğlu1997: 466).

Dönemin önemli tezkirecilerinden Âşık Çelebi de şairin son zamanlarda yazdığı şiirlerin mana ve söyleyiş bakımından zayıf olduğunu söylemekte, bunu da Zâtî’nin sağlık problemlerine, geçim sıkıntısı çekmesine ve herhangi bir mansıba sahip olmamasına bağlamaktadır (Kılıç 2010: 1588).

Ahmed Paşa, Necâtî ve Bâkî arasında bir köprü görevi üstlenen Zâtî’nin şiirlerinde belki de atasözü, halk deyim ve söyleyişlerini sıkça kullanmasından dolayı pek çok imale ve zihaf göze çarpmaktadır. Kullandığı vezinler ve bunların kullanım sıklığı da genel olarak Türk şiirindeki duruma paralellik göstermektedir (Kurtoğlu 1995: XXIII-XXV).

Zâtî, şiir redifli iki gazeliyle şiir, şair ve okuyucu ile ilgili düşüncelerini adeta bir poetika olarak ortaya koymuştur. Ona göre şiir “Görenin, okuyanın bülbül kesildiği, rengârenk mana gülleriyle dolu bir bahçedir. Sanatçı, edebiyat ülkesini şiirle fetheder, gönül ülkesine şiirin mücevher kakmalı kılıcıyla girer. Zevksiz ve cahil kimselerle bir alışverişi yoktur şiirin. Onun alıcısı arif kimselerdir. Şiir, İsa sözleri gibi ölüleri diriltir. Fakat okumasını, yorumunu bilmek gerek. Sevgi konusunda yazıldı mı bir tatlı ve nazik dost, gönül hastası âşıklar için usta bir hekim(dir), onları hemen iyi eder. Zalim sevgililer, durumunu anlarım da merhamete gelirim diye divanını alıp okumazlar âşıkın. Çünkü şiir insanı değiştirir. Âşık şair, bir gazel yazsa bütün beyitler birer nazlı, nazik sevgili gibidir; her beyti şiir olur. Şair büyücüye benzer, pamukla ateşi yan yana koyar, gönül pamuktur, şiir ateş. Şairin ustalığı oradadır ki yanıp yok olmaz bu iki zıt şey. Zevk sahipleri birer şiir sarrafıdırlar. Önlerine sürülen hokkada hangi elmasın, hangi incinin eşsiz ve üstün olduğunu bilirler.” (Necatigil 1986: 10-11).

Devrinde bu derece meşhur ve itibarlı olan Zâtî, sonraki yıllarda unutulmaya terk edilmiştir. Bunun en önemli sebeplerinden birisi, şairin bilhassa son zamanlarında para karşılığında şiirler yazması ve kendini tekrar etmesi ise bir diğeri ve belki de en önemlisi hemen arkasından Hayâlî Bey ve Bâkî gibi sadece o asrın değil bütün Dîvân edebiyatının en büyüklerinden olan iki şairinin gelmesidir. Bütün bunlara rağmen şiirleri, aralarında Amrî, Câmî-i Saruhanî, Emrî, Harîmî, Hayretî, Ishak Çelebi, Muhibbî, Mihrî, Edirneli Nazmî ve Revânî gibi dönem sanatçılarının da bulunduğu pek çok şair tarafından tanzir edilmiş (Köksal 2012: 53); ölümünden yaklaşık üç yüzyıl sonra bile, Zâtî’nin Türk şiirinin temeli oluşturan üç şairden biri olduğu Ziyâ Paşa tarafından büyük bir kadirbilirlikle ifade edilmiştir.

 

Kaynakça

Ak, Coşkun ve Mehmet Akkaya (1993). Zâtî Divanı’ndan Seçme Gazeller. Balıkesir: Alem Kitabevi.

Akbayar, Nuri (hzl). (1996). Mehmed SüreyyaSicill-i Osmânî. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yay.

Alpay Kut, Günay (1974). “Gazâlî’nin Mekke’den İstanbul’a Yolladığı Mektup ve Ona Yazılan Cevaplar”. TDAY Belleten(1972-1973). Ankara: TDK Yay. 223-252.

Alpay, Gönül (1961). “Zâtî ve Şem’ ü Pervânesi”. İÜ Edebiyat Fak. TDED XI: 129-142.

Armutlu, Sadık (2009). “Kelebeğin Ateşe Yolculuğu: Klasik Fars ve Türk Edebiyatında Şem‘ ü Pervâne Mesnevileri”. A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Prof. Dr. Hüseyin AYAN Özel Sayısı 39: 877-907.

Armutlu, Sadık (hzl.) (1998). Zâtî’nin Şem‘ ü Pervâne Mesnevisi. Doktora Tezi. Malatya: İnönü Üniversitesi.

Arslan, Mehmet (2000). “Zâtî’nin Şiirlerinde Mu’ammâ Benzeri Bazı Harf ve Kelime Oyunlarına Dair”. Osmanlı Edebiyat-Tarih-Kültür Makaleleri. İstanbul: Kitabevi Yay. s. 302-318.

Büyük Türk Klasikleri (1986). C. 3. İstanbul: Ötüken-Söğüt Yay.

Canım, Rıdvan (hzl) (2000). Latîfî, Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratu’n-Nuzamâ (İnceleme-Metin). Ankara: AKM Yay.

Çapan, Pervin (2002). “Zâtî Divanı’nda Edebi Tenkid ve Değerlendirmeler”. MÜSBE 8.

Çavuşoğlu, Mehmed (1970). “Zâtî’nin Letâyifi”. İÜ Edebiyat Fak. TDED XVII: 25-51.

Çavuşoğlu, Mehmed (1977). “Zâtî’nin Letâyifi II”. İÜ Edebiyat Fak. TDED XXII: 143-161.

Çavuşoğlu, Mehmed (1981). Dîvanlar Arasında. Ankara: Umran Yay.

Çavuşoğlu, Mehmed (1997). “Zâtî”. İslam Ansiklopedisi. C. XIII. Eskişehir: MEB Devlet Kitapları Yay. 464-467.

Çavuşoğlu, Mehmed (1998). “Zâtî, Ivaz Çelebi”. TDEA. C. 8. İstanbul: Dergâh Yay. 645-647.

Çavuşoğlu, Mehmed ve Ali Tanyeri (1987). Zâtî Divanı. İstanbul: İÜ Edebiyat Fakültesi Yay.

Çeltik, Halil (2012). “Zâtî'nin "Hazer Et" Gazeli”. Turkish Studies 7/1: 745-752.

Çeneli, İlhan (1973). “Zâtî Divanı'nda Atasözleri ve Deyimler”. Türk Kültürü XI/123: 153-158.

Eke, Nagehan (2009). “Zâtî’nin Şiirlerinde İlim”. Turkish Studies 4/2: 363-392.

İpekten, Haluk (1996). Divan Edebiyatında Edebi Muhitler. İstanbul: Milli Eğitim Bak. Yay.

İsen, Mustafa (1990). Latifî Tezkiresi. Ankara: Akçağ Yay.

İsen, Mustafa (1994). Künhü’l-Ahbar’ın Tezkire Kısmı. Ankara: AKM Yay.

İsen, Mustafa (hzl.) (1998). Sehî Bey, Tezkire-Heşt Behişt. Ankara: Akçağ Yay.

İstanbul Kütüphaneleri Türkçe Yazma Divanlar Kataloğu (yty). I. İstanbul: Maarif Basımevi, s. 115-117.

Kapal, Nurefşan (2013). “Zâtî Divanı’nda Kozmik Unsurlar”. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi 6/24: 160-170.

Kılıç, Filiz (hzl.) (2010). Âşık Çelebi, Meşâ’irü’ş-Şu’arâ (İnceleme-Metin). İstanbul: İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Yay. 

Kırkılıç, Ahmet (1979). Edirne Şehrengizleri (Kerîmî-Mesîhî-Neşâtî). Yüksek Lisans Tezi. Erzurum: Atatürk Üniversitesi.

Köksal, M. Fatih (hzl) (2012). Edirneli Nazmî, Mecma‘u’n-Nezâ’ir (İnceleme-Tenkitli Metin). Ankara: KB yay. e-kitap http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/dosya/1-292688/h/edirneli-nazmi-mecmaun-nezair.pdf [erişim 4.10.2013].

Köprülü, Fuad (1322). Yeni Osmanlı Târîh-i Edebiyatı. İstanbul.

Kurnaz, Cemal (hzl.) (2000). Muallim Naci, Osmanlı Şairleri. Ankara: Akçağ Yay.

Kurtoğlu, Orhan (1991). “Zâtî’nin Kasideciliği”. Türk Kültürü 405: 42-49.

Kurtoğlu, Orhan (1995). Zâtî Dîvânı’nın Gazeller Dışında Kalan Şiirleri Üzerine Bir Araştırma. Yüksek Lisans Tezi. Ankara: Gazi Üniversitesi.

Kutlu Şemseddin (hzl.) (1975). Faik Reşad, Eslâf. İstanbul: Tercüman 1001 Temel Eser Yay.

Necatigil, Behcet (1976). “Ölümünün 430. Yıldönümünde Çeşitli Yönleriyle Divan Şairi Zâtî”. Milliyet Sanat 182: 9-11, 23.

Pala, İskender (1994). “Şiirin İşportacısı”. Yedi İklim 8/56.

Sarı, Mehmet ve Ahmet Karaman (hzl.) (1999). İsmail Hakkı UzunçarşılıKaresi Meşâhiri. Balıkesir: Zağnos Kültür ve Eğitim Vakfı Yay.

Sehî (1325). Tezkire-i Sehî. İstanbul: Matbaa-i Âmidî.

Serdaroğlu, Vildan (2006). Sosyal Hayat Işığında Zati Divanı. İstanbul: İSAM Yay.

Sungurhan, Aysun (hzl) (2008). Beyânî, Tezkire. e-kitap. http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/dosya/1-215418/h/metin.pdf [erişim tarihi: 05.10.2013].

Sungurhan, Aysun (hzl) (2009). Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü’ş-Şu`arâ. e-kitap. http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/dosya/1-219123/h/tsmetinb.pdf [erişim tarihi: 05.10.2013].

 Şemseddîn Sâmî (1314). Kâmûsu’l-A’lâm. İstanbul: Mihrân Matbaası.

Şentürk, Atilla (1990). “Zâtî’nin Bir Gazeli ve Düşündürdükleri”. Türk Dili 464: 78-82.

Tarlan, Ali Nihat (hzl.) (1967). Zatî Divanı (Edisyon Kritik ve Transkripsiyon). C. I. İstanbul: İÜ Edebiyat Fakültesi Yay.

Tarlan, Ali Nihat (hzl.) (1970). Zatî Divanı (Edisyon Kritik ve Transkripsiyon.) C. II. İstanbul: İÜ Edebiyat Fakültesi Yay.

Tatçı, Mustafa (hzl.) (2003). Bursalı Mehmed Tahir, Osmanlı Müellifleri I-II-III. Ankara: Bizim Büro Yay.

Ünver, Niyazi (2007). “Zâtî”. Türk Dünyası Edebiyatçıları Ansiklopedisi. C. VIII: 710-712.

Yekbaş, Hakan (2009). “Zâtî Divanında Halk İnanışları”. Turkish Studies 4/2: 1117-1157.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: DOÇ. DR. ORHAN KURTOĞLU
Yayın Tarihi: 20.10.2013

Eserlerinden Örnekler

Gazel

mefâ’îlün mefâ’îlün mefâ’îlün mefâ’îlün

Eli altında olma kimsenüñ hâtem gibi zinhâr

Kimesne dimeye tâ kim gözüñ üstinde kaşuñ var

Eyü adı kazan âlemde kâmillerle hem-dem ol

Seni mûm ile tâ kim okuyalar hatt-ı hâtem-vâr

Bu dehr-i Ehremen mûrum Süleymân’umdan ayırdı

N’ola taşlar basarsam bagruma hâtem gibi her bâr

N’ola halka idüp kaddüm urursam başuma taşı

Benüm hâtem gibi başumda ol yazu imiş ey yâr

Seni barmag ile tâ göstere Zâtî kamu âlem

Düşüp oda köze hâtem gibi kâl eyle kalbuñ var

(Tarlan 1967: 407)

Gazel

fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün

Hey ne müşkil kâr olur âlemde ey yâr ayruluk

N’ola aglarsam idüpdür cânuma kâr ayruluk

Bülbül anunçün figân ü nâle eyler dem-be-dem

Ey güzel zîbâ sonunda vuslatun var ayruluk

Hâsılı bir kâha döndüm bilmez oldum kendümi

Urdı sabrum hırmenine âh kim nâr ayruluk

Nakd-i sabr u aklumı ütdi aceb nerrâd imiş

Tâs-ı mihnetde fakîri eyledi zâr ayruluk

N’ola bârân-ı belâlar yagsa her dem üstüme

İtdi ey Zâtî sehâb-ı çeşmi hûn-bâr ayruluk

(Tarlan 1970: 154)

Gazel

fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün

Çeşm-i giryânum görüp ebrüñ gözinden yaş çıkar

İşidüp feryâdumı ra’d âh ider âteş çıkar

Geçdügince sîneden câna okun ilmez geçer

Anuñ ucından benüm bagrumda her dem baş çıkar

Âsitânuñda benüm işitmedüñ efgânumı

Âsumâna gerçi kim feryâd ey meh-veş çıkar

Zülf-i kâfir yüz çevürmiş âyet-i hüsnün görüp

Korkum oldur bir gün ey meh başdan ol ser-keş çıkar

Hoş yüzi kara degül mi fülfül-i Hindûstân

Ârızında hâl-i yâre Zâtiyâ begdeş çıkar

(Tarlan 1967: 191)

Gazel

fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün

Eyledi devrân beni bir pâdişâhuñ bendesi

Çarh ser-gerdânıdur anuñ zemîn efgendesi

İki mâh-ı nev içinde âfitâb üzre ayân

Gösteür Pervîn’i ol bedr-i münîrüñ handesi

Saklasun agyârdan bârî visâlün mîvesin

Ey cefâ yüki letâfet bâgınuñ tervendesi

Yarılur yürek hasedden yâra karşu âh kim

Âh yâr-ı men didükde meclisüñ gûyendesi

Yire göge sıgmadum gün gibi Zâtî şevkden

Eyledi tâ bendesi ol ârız-ı tâbendesi

(Çavuşoğlu-Tanyeri 1987: 395).

Kıt’a

fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün

Ol ki senden korka andan kork sen

Avcun içinde yılandan kork sen

Âşikâre düşmenüñ işi kolay

Kıl hazer hasm-ı nihândan kork sen

(Kurtoğlu 1995: 216)

Kıt’a

fe’ilâtün mefâ’ilün fe’ilün

 

Şehr-i İstanbul’u sorarlar ise

Altı ay toz u altı ay balçık

 

Turayın dime sakın içinde

Ola bir dil-berüñ dahi al çık

(Kurtoğlu 1995: 213)


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1MECDİ, Abdülaziz Mecdi Tolund. 1865 - ö. 27.08.1941Doğum YeriGörüntüle
2Akçay, İsmaild. 02 Ocak 1942 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
3Göksel, Hüsnü A.d. 1919 - ö. 2001Doğum YeriGörüntüle
4VEFÂYÎ, Şeyh Ebû Bekir Vefâyî Deded. 1471-72 - ö. 1583-84Doğum YılıGörüntüle
5ABDÎ, Abdülvehhâb es-Sâbûnî, Abdülvehhâb Hemedânîd. ? - ö. 1547Ölüm YılıGörüntüle
6REMZÎd. ? - ö. 1547/48Ölüm YılıGörüntüle
7GARÎBÎ, Mehmed Garîbî Çelebid. ? - ö. 1547Ölüm YılıGörüntüle
8EMİRİ/DİKMEN, Ferit Dikmend. 1900 - ö. 23.02.1973MeslekGörüntüle
9Uğur Mıstaçoğlud. 02 Haziran 1970 - ö. ?MeslekGörüntüle
10ALİ RIZA ATACANd. 1914 - ö. 21.04.1990MeslekGörüntüle
11SÛFÎZÂDE, Mehmed Dâî Efendid. ? - ö. 1605-06Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
12MAHFÎ-İ GÎLÂNÎd. ? - ö. 1557-1558’den sonraAlan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
13KIYÂSÎd. ? - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
14HAMDÎ, Süleymân Hamdîd. ? - ö. 19. yy.Madde AdıGörüntüle
15DERVİŞ SÜLEYMANd. ? - ö. ?Madde AdıGörüntüle
16KARACA PAŞAd. ? - ö. ?Madde AdıGörüntüle